Sessizliğin Adı

– Yarkut Sayın

Sana dokunmadım;
ama yokluğun, avucumda iz bıraktı.

Biz,
aynı cümleyi kurmadan anlaşmayı
erken öğrendik.

Adını yüksek sesle söylemedim;
kalbim duyar da
yerinden kalkar diye.

Aşk bazen
gelmeyene kapı aralamaktır,
bazen de geleni
sessizce beklemeyi bilmektir.

Bazı Acılar Taşınarak Hafifler

— Yarkut Sayın

İnsan, birini kaybettiğinde ya da birine uzun süre ulaşamadığında
kelimelerle arasına mesafe koyar.
Çünkü bazı duygular anlatılmak için değil,
taşınmak için vardır.

Böyle zamanlarda hayat daha sessiz akar.
Günler birbirine benzer,
sorular cevapsız kalır.
İnsan güçlü görünmeye çalışmaz;
sadece ayakta kalmayı öğrenir.

İçte dolaşan bir eksiklik hissi vardır.
Ne tam bir hüzün,
ne de açık bir umut…
Daha çok, alışmaya çalışılan bir boşluk.

Bu hâl bir zaaf değildir.
Aksine, insanın kendini koruma biçimidir.
Ruh, yükünü hafifletmek için
bilinçli bir şekilde yavaşlar.

Çare her zaman büyük sözlerde bulunmaz.
Bazen çare,
zamana alan açmaktır.
Bazen susmak,
bazen aynı yere bakarak düşünmektir.

Ve zamanla, fark edilmeden,
insan yeniden nefes almaya başlar.
Acı kaybolmaz belki,
ama taşınabilir hâle gelir.

Hayat, her şeye rağmen devam eder.
İnsan da…
kendi ritmini bulana kadar.

Sessizliğin İçinde Biz

– Yarkut Sayın

Aşk, bazen bir fısıltıyla başlar;
kalbin kimseye söyleyemediği,
yalnızca bir kişinin duyabileceği kadar ince,
bir o kadar da gerçek bir çağrıyla.

Bazen de sessizliğin tam ortasında çoğalır;
iki bakış birbirine değdiğinde
zaman yavaşlar, dünya geri çekilir,
geriye sadece “biz” kalır—
hiçbir kelimenin anlatamadığı o küçük evren.

Aşk, aynı yolda yürümektir biraz;
yan yana atılan adımlarda
kimsenin görmediği bir ritim bulmak,
aynı rüzgâra yüzünü bırakıp
aynı hayale tutunabilmek.

Kırılgan bir çiçek kadar narin,
bir dağ kadar güçlüdür aşk;
bazen bir dokunuşla ürperir,
bazen de dış dünyanın fırtınalarına
sessizce meydan okur.

Ve sonunda,
aşk dediğin…
iki kalbin aynı anda “iyi ki” demeyi öğrenmesidir;
birbirine alışırken büyümesi,
büyürken daha çok sarılması,
her anın içine bir damla umut bırakmasıdır.

Sen Geldin, Biz Olduk

– Yarkut Sayın

Ben hep tektim…
Yollarım sessiz, içim kendine saklıydı.
Konuşmayan bir yalnızlık gibi dururdu hayat,
kimse bilmezdi gecelerimi neyin üşüttüğünü.
Bir yanım hep eksik, hep tamamlanmayı beklerdi.

Sonra sen geldin…
Hiçbir şeyi zorlamadan,
benim bile söyleyemediğim duygulara adınla dokundun.
Güneş gibi açtın kapalı pencerelerimi;
bugünümde umut oldun,
yarınımda cesaret.

Kalbim, ilk kez iki kişilik bir yola dönüştü.
Dünya genişledi bir anda,
sanki bana dar gelen hayat
seninle yerini buldu.

Zaman aktı…
Adımlarımız aynı ritimde büyüdü,
konuşmalarımızdan bir yuva kuruldu içimizde.
Sonra küçük kahkahalar eklendi hikâyemize—
adımlarımızdan hızlı koşan,
gülüşleriyle evi ışık yapan o minik mucizeler…

Şimdi akşamları en çok seviyorum:
Senin sesin mutfağa karışıyor,
çocukların kahkahası odalara yayılıyor,
ben izlerken kalbim sessizce “iyi ki” diyor.

Bir ömür tek kişilik sandığım hayat,
sen geldin…
biz olduk
ve biz, en güzel halimize dönüştük.

Yaşam


Hayat bazen geçmişi anmaktır,
bazen geleceği hayal etmektir.
Bazen de sadece “an”dır.

— Yarkut Sayın

Cumhuriyet Destanı – Küllerinden Doğan Sabah

Yarkut Sayın

UYANIŞ

Bir karanlık çökmüştü ufka,
Güneşin adını bile unuttuk o gün.
Toprak susuz, insan umutsuz,
Bir millet, sessiz bir mezar gibi dağılmıştı.

Fakat rüzgârın içinden bir ses duyuldu:
“Yeter!” dedi, “Yeter bu yorgunluğa.”
Ve dağ taş yankılandı o adla —
Bir adam çıktı,
Küller içinden bir ulus uyandı.

Kimi elinde silah, kimi sözle,
Kimi mendilini bayrak yaptı,
Kimi gözyaşını umutla kuruttu.
Ve Anadolu yeniden doğdu
Bir kadının ninnisinden,
Bir çocuğun aç karnından,
Bir subayın sessiz direnişinden.


DOĞUŞ

Sonra bir sabah,
Dağlar sessizdi ama gökyüzü şarkı söylüyordu.
“Egemenlik milletindir!”
diyordu rüzgâr,
Ve o gün,
Bir ulus ilk kez kendi adını söyledi yüksek sesle:
Cumhuriyet.

Toprak artık sadece toprak değildi,
Bir emanet olmuştu gelecekten geçmişe.
Kalemler tüfeklerden daha gürültülüydü,
Karanlık yerini harflerin ışığına bıraktı.

Kadınlar eşit yürüdü,
Çocuklar okumayı öğrendi,
Ve umut artık sadece bir kelime değildi.
Bir bayrak gibi gökyüzüne çekilmişti:
Kırmızı,
Ve sonsuz…


YÜKSELİŞ

Yıllar geçti,
Tarlalar yeşerdi, şehirler ışıkla doldu.
Bir ulus yürümeyi öğrendi kendi gölgesinde,
Kız çocukları okula, oğullar fabrikalara gitti.

Demirden bir iradeyle örüldü yollar,
Köprüler kuruldu kelimelerden.
Her harf bir devrimdi,
Her ses bir zaferin yankısı.

Bilim konuştu, sanat konuştu,
Bir millet yeniden “biz” dedi.
Ve o ses gökyüzüne kadar yükseldi:
“Ne mutlu…”


SARSILIŞ

Ama zaman bazen dost değildir,
Unutuş sızar arka sokaklardan.
Bir milletin hafızası,
Gürültüler arasında sessizce silinir.

Kimi çıkar, unutur kim olduğumuzu,
Kimi susar, korkar hatırlatmaktan.
Bir yanda yükselen binalar,
Bir yanda yıkılan değerler.
Ve bir sabah,
Bayrağın gölgesine sığınmak bile lüks olur.

Ama tarih sustuğunda bile,
Dağlar konuşur;
Çünkü Cumhuriyet sadece bir söz değil,
Bir yemindir —
Nefes aldığın sürece taşırsın.


YEMİN

Bugün yine aynı gökyüzü altındayız,
Aynı toprakta, ama belki biraz daha yorgun.
Yine de o sabahın ışığı sönmedi,
Çünkü her çocuğun gözünde hâlâ o kıvılcım var.

Cumhuriyet,
Bir miras değil sadece —
Bir görev,
Bir hatırlayış,
Bir devam ediştir.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑